28 Temmuz 2005

Tübitak'ın Savunma ve Güvenlik & İstihbarat Projelerinden Bazıları

1. Görev sistemlerinin, karada, denizde, havada ve uzayda konuşlu veya hareket halindeki unsurların bir arada çalıştığı, tümleşik ve ağ merkezli bir yapıya kavuşmasına olanak sağlayacak entegrasyon teknolojilerinin geliştirilmesi
2. Kara, deniz, hava ve uzayda, yüksek yaşamsal tehlike içeren görevlerde insanın yerini alması, görev etkinliğinin artırılması veya maliyetlerin düşürülmesi amacıyla; insansız (uzaktan kumandalı veya otonom) araçlar ile robotik teknolojilerinin geliştirilmesi
3. Askeri ve sivil amaçlı insansız kara, deniz, hava ve uzay platformlarının, görev ve maliyet etkin tasarımının gerçekleştirilmesi
4. Askeri ve sivil amaçlı insansız kara, deniz, hava ve uzay platformları için, minyatür, düşük güç harcayan, ucuz, elektrooptik, mekanik ve elektromekanik faydalı yüklerin geliştirilmesi
5. Askeri ve sivil amaçlı insansız kara, deniz, hava ve uzay platformlarının hassas kontrolü ve güdümü için gerekli donanım ve yazılım teknolojilerinin geliştirilmesi
6. Personel-personel, personel-sistem ve sistemler arası hedef sorgulama, tanıma ve tanımlamaya yönelik ulusal algoritma ve sistemlerin geliştirilmesi
7. İklimsel / coğrafi gözlem ve istihbarat uygulamalarına yönelik optik, elektromanyetik veya elektro-optik kökenli teknolojilere dayalı çok amaçlı uydu sistemlerinin geliştirilmesi
8. Eğitim, sağlık, bilgi yönetimi, komuta-kontrol, vb. sivil ve askeri hizmetler için; kullanım alanı ve kullanıcıya göre adaptif iletişim hizmetlerini destekleyen etkileşimli (interaktif) uydu sistemlerinin geliştirilmesi
9. Uzayın sivil ve askeri uygulamalar açısından maliyet etkin bir biçimde kullanılmasına olanak sağlayacak, uzaya araç gönderme ve yer kontrol sistemlerinin geliştirilmesi
10. Askeri ve sivil amaçlı, uzaktan gözlem ve iklimsel / fiziksel / biyo-algılama uygulamalarına yönelik kablosuz mikroalgılayıcı teknolojilerinin geliştirilmesi
11. Sabit ve hareketli kullanıcılara, ortama, role ve bilgi ihtiyacına göre adaptif bant genişliği sağlayan, ileri nesil veri haberleşme protokollerinin geliştirilmesi
12. İhtiyaca göre anında oluşturulabilme, enerji kısıtlarına göre kendini ayarlayabilme gibi özelliklere sahip haberleşme ağı yönetim teknolojilerinin geliştirilmesi
13. Kablosuz yerel ağ (WLAN), cep telefonları, uydu ağları (GMPC) ve sabit ağlar arasında kesintisiz geçişi sağlayan sanal ağ sisteminin yaygın kullanımı
14. Tarif edilmiş bağlamda (görüntü, metin ve ses bütünleşmiş) semantik (anlamsal) etkileşimi mümkün kılan ağ uygulamalarının yaygın kullanımı
15. Sivil ve askeri amaçlı, geniş bantlı ve yüksek hızlı (>155 Mbit/s) kablosuz Internet ağ teknolojilerinin geliştirilmesi
16. Hesaplama ağları gibi uygulamalarla artan bilgi işlem gücünü, matematiksel tekniklerle birlikte kullanarak zaman ve maliyet tasarrufu sağlayan bilimsel metodların (Combinatorial Science), Ar-Ge çalışmalarından sistem tasarımına, işaret işlemeden bilgi yönetimine kadar her alan için geliştirilmesi
17. Çok çeşitli kaynaklardan gelen ve hızla değişen bilgilerin güvenli bir biçimde birleştirilmesi, tasnif edilerek depolanması ve değerlendirilmesi için; kişisel mobil terminallerden, bilgisayar sistemlerine kadar her düzeyde ölçeklenebilir donanım ve yazılım sistemlerinin geliştirilmesi
18. Askeri ve sivil uygulamalar için siberuzay bilgi harbi ile ilgili teknoloji, metod, donanım ve yazılım ile ulusal senaryo ve güvenlik algoritmalarının geliştirilmesi
19. Askeri konvansiyonel elektronik harp ve siberuzay bilgi harbi uygulamalarının bütünüyle ulusal çözümlerle gerçekleştirilmesi
20. Holografik, taramalı hacim, sabit hacim gibi metotları kullanan üç boyutlu gösterge ve kontrol ara yüz teknolojileri ile, biyo ara yüz teknolojilerinin geliştirilmesi
21. Yanıltma veya gizleme amacıyla, istenilen bölge içerisinde üç boyutlu yapay görüntü yaratabilecek ileri projeksiyon sistemlerinin geliştirilmesi
22. 360 derecelik görüş alanına sahip algılayıcılarla, çevredeki varlıklarla ilgili istenen bilgileri üreten sistemin ve kişisel kullanım için başlığa monteli ara yüz sisteminin geliştirilmesi
23. Kendi kendini yöneten, bakımını yapabilen ve koruyabilen bilgisayarların geliştirilmesi
24. Kuantum hesaplamaya dayalı kripto tekniklerinin iletişim ağlarında bilgi güvenliği amaçlı yaygın kullanımı
25. İnsanlı ve insansız sistemlerde, bütün mekanik ve hidrolik hareketlendiricilerin yerlerini alacak elektro-mekanik hareketlendiricilerin geliştirilmesi
26. Otonom, kullanıcıdan kaynaklanan hataları ortadan kaldırabilecek, insan zayiatını minimize edecek robot, mikrobot karşı silah ve mühimmat teknolojilerinin geliştirilmesi
27. Deniz mayınlarını ve torpidoları tespit eden, tanımlayabilen ve otonom karşı tedbir kararlarını alabilen robotların geliştirilmesi
28. Yönlendirilmiş enerji sistemlerinin, sabit ve hareketli platformlar üzerinde maliyet etkin bir biçimde konuşlandırılması için gereken teknolojilerin geliştirilmesi
29. Personel ve teçhizatı korumak üzere, giysi ve örtülerde kullanılabilecek mikrodalga soğurucu malzemelerin geliştirilmesi
30. Nanoteknolojideki gelişmelere paralel olarak ortaya çıkan nanosilah ve nanomühimmat uygulamalarına karşı korunma tedbirlerinin geliştirilmesi
31. Taşınabilir (yakıtı ile birlikte en fazla 0.5 kg ve bazı uygulamalarda giyilebilen), 500 W gücünde yakıt pillerinin geliştirilmesi
32. Kişisel kullanım için (haberleşme sistemlerinden elektrikli silahlara kadar olan geniş bir spektrum içerisinde) güç ihtiyacını karşılayacak (400 ile 500 W arasında), portatif, küçük hacimli, uzun ömürlü (min 7 gün), çıkış akım ve voltajını gereksinime göre ayarlayabilen pil yerine kullanılacak güç kaynaklarının geliştirilmesi
33. Stratejik malzemelerin üretim aşamasından itibaren izlenmesi ve akış yolunun takibini sağlayan, malzemeye gömülü akıllı algılayıcı sistem ve etiket teknolojilerinin geliştirilmesi
34. Kimyasal ve biyolojik ajanları uzaktan algılayıp tanımlayabilecek yüksek hassasiyette (ppm, ppb, ppt mertebelerinde), savunma, çevre, sağlık amaçlı taşınabilir güvenlik sistemlerinin geliştirilmesi
35. Vücut sıcaklığı, stres ve uyku durumu gibi biyolojik fonksiyonlar ile yaralanmalarda yaranın durumu hakkında veri derleyen, rahat giyilebilir akıllı sistemlerin geliştirilmesi
36. Hafif ateşli silâhlara karşı, personelin korunmasını sağlayan koruyucu zırh malzemelerin (yüz koruması sağlayan şeffaf zırh malzemeleri dahil), koruma oranının bugünkü zırhlara göre en az %30 artırabilecek, ağırlığı ise en az %40 oranında azaltabilecek hafif malzeme ve yeni nesil zırh malzemelerinin geliştirilmesi
37. Uçan platform ağırlıklarını (İnsansız Hava Aracı (İHA), Mikro İHA ve Taarruzi İHA vb.için) bugünküne göre en az %50 oranında azaltmak ve bu sayede performans ve menzil değerini artırmak maksadıyla, organik, metal, seramik-matris ve termo-yapısal kompozit malzemelerin geliştirilmesi
38. İnsansız hava aracı (İHA), uydu ve uzay araçlarında kullanılan işaret işleme / hesaplama devre ve aygıtlarının, yüksek sıcaklık (600°C ve üzeri), darbe ve radyasyon ortamında güvenli olarak çalışmasına olanak sağlayacak, buna karşın hacim ve ağırlığı azaltacak yeni malzemelerin geliştirilmesi
39. Gerçek zamanlı istihbarat faaliyetlerine karşı koyma veya bir karşı tedbir unsuru olarak algılanmanın azaltılması amacıyla, İnsansız Hava Aracı (İHA), Mikro İHA ve Taarruzi İHA tasarım teknolojilerinin geliştirilmesi
40. Patlama etkisine (blast) karşı, personeli, platformları ve binaları koruyabilecek şekilde yüksek titreşim sönümlendirme, termal yalıtım, enerji emme ve gerilim/ağırlık oranına sahip ultra hafif metal köpüklerin geliştirilmesi
41. Görülebilir düşük enerjili veya IR lazer cihazlarına karşı algılanmayı azaltacak, lazer emici boya ve dielektrik filtrelerin yaygın kullanımı
42. Gece harekatında algılanmayı azaltarak güvenli koruma sağlayabilecek, halografik filtre gibi yeni nesil alternatif malzemelerin geliştirilmesi
43. Dayanımı metalik malzemelerle aynı düzeyde, ancak maliyeti daha düşük olan kompozit malzemelerin yaygın kullanımı
44. Yeraltı ve yerüstü sular ile topraktaki radyoaktif kirlenmeyi giderecek maliyet etkin yöntemlerin geliştirilmesi
45. Küçük hacim içine sıkıştırılmış (konsantre) ve 2-3 dakikada kullanıma hazır hale gelebilecek yapay kan ve kan ürünlerinin geliştirilmesi



Kaynaklar:

* http://www.tubitak.gov.tr/
* http://groups.yahoo.com/group/Electro-Security/message/2761

Türkiye'de bilim var mı?

Berker Fıçıcılar

Bundan birkaç yüzyıl önce yapılan bilimsel atılımları, buluşları düşününce günümüzde bilimin süründüğünü söylemek çok da yanlış olmaz. Bilim insanı sayısı oldukça az olduğu halde çağa damgasını vuracak nitelikte buluşların ve çalışmaların olduğu yıllardan bugünlere geldik. Günümüzde bilimle uğraşanlara bilim insanı demeye dilim varmıyor, daha çok "bilim işçisi" diye nitelemek doğru gibi. Gelişen teknoloji ve olanakların artmasına karşın bilimde iyileşme yerine bir tür tıkanmanın oluşması oldukça düşündürücüdür. Bu konuya ilişkin pek çok soru sorulabilir. Artık dünyada "dahi" yok mu? Yaratıcı, farklı açıdan bakabilen beyinler tükenmiş midir? Toplumların sosyal yapısı Einstein yetiştirmeye el vermiyor mu? Kuşkusuz eğitim sistemi geldiği noktada insanların öğrenme etkinliğini baltaladığı gibi bizleri de ezberci sistemin içine itmekte. Çok acıdır ki, tek tip "odun" gibi yetiştiriliyoruz.

Kısır döngü içine girmiş bilimde iyileşme nasıl sağlanabilir? Öncelikle insanları yarışma ortamından çıkarmalı ve düşünmeye, üretmeye, farklı açıdan bakabilmeye yöneltmek gerekli. Mevcut eğitim sisteminin en "başarılı"(!) üyelerinin belki de başarı ölçütleri değişmelidir. Yapılan çalışmaların çoğu "veri tabanı" oluşturma niteliğindedir. Sadece aktörler değişmekte, yapılan çalışmaların niteliği ise hep aynı kalmakta ve çoğu zaman "literatür kirliliği"'ne yol açmakta. Bilim popüler olur mu, ya da popüler bilim nedir? Herkes belli konularda birbirinin takipçisi niteliğinde çalışmalar üretmektedir. Özgünlük olmadığı gibi birbirinin benzeri ya da aynısı (!) olan çalışma sayısı oldukça fazla.

Bir bilimsel yayın ne zaman yayınlanma hakkına sahip? Her çalışma bildirilmek zorunda mı? Bizlerin amacı sürekli yaptığımız herşeyi birbirimize rapor etmek mi yoksa bilimsel ilerlemeye katkısı olacak bir çalışmanın yayınlanması mı daha mantıklı? Günümüzde gaz çıkarır gibi makale çıkarılmakta. Bu dünyada da böyle Türkiye'de de böyle. Neymiş yayın sayımız artmışmış, öyleyse bilimde biz ileri bir ülke mi olduk. Yok böyle birşey, yapılan çalışmaların büyük bir bölümü "boşluk"tan ibaret. Gerekli ünvan yükseltmeleri için yapılan çalışmaların sayısı da oldukça fazla. Değeri olan bir çalışmanın sonucunda bildiri sunmak yerine, makale çıkartmak için çalışma yapılması gelinen noktanın vehametini gösteriyor.

Bu makale çıkarma konusu ilginçtir, herkes yaptığı çalışmanın patentlik mi olduğunu düşünüyor da yayınlıyor yoksa bir tür tutku haline mi dönüşmüştür yayın yapmak. "Falanca kişi yılda 30 makale çıkarıyor, 40 tane çıkarmazsam bu yıl içim rahat etmeyecek" diye mi düşünmeli. Bana kalırsa "gerçek" bilim insanı kendini öylesine çalışmalarına kaptırmıştır ki ya yayınlayacak zamanı yoktur ya da çoğu zaman gerekli gördüğü zamanlarda bildirme gereği duyar. Makale çıkarmak yanlıştır demiyorum ama korkunç bir "literatür kirliliği" oluştuğu gerçektir. Popüler konular üzerine yayınlanmış binlerce makale bulabilirsiniz ama bunlardan belki sadece on tanesi gerçek anlamda katkı sağlamakta, kalanları ise ya sadece "veri tabanı" ya da "yapılan deneylerin tekrarlanabilirliğini ispatladık" tarzında çalışmalar. Bir de şu oldukça ironik ve acı durum söz konusu: Yayınlanan makalelerin aldığı atıflar kendi aralarında paslaşma şeklinde gerçekleşiyor. Bir makalenin çok atıf alması güzel birşey, çalışmanın nitelikli olduğunu gösterir. Bakıyoruz kimler kaynak göstermiş diye ve görüyoruz ki birbirinin arkadaşı olan bir sürü kişi birbirlerine atfetmiş. Ne güzel, bir dahaki makalade de ben kaynak gösteririm, böyle paslaşır gideriz. Kimi kandırıyorsak?

Herşey bu kadar kötü mü? Sanırım değil ama birşeyleri doğru yapmaya çalışan kişi sayısı oldukça az. Öncelikle bilimin hantal yapısı değiştirilmeli ve hareketlilik kazandırılmalı. Her isteyen "profesör" olmamalı ve kişi profesör oldu mu "üretken" değilse ömür boyu profesör olarak kalmamalı. Hiçbirşey üretmeyen bilim işçileri olduğunu düşünün (ki sayıları çok fazla), niye onlar yerlerini koruyor? İnsanların üretkenliğini denetleyen bir kurum olmalı ve "başarısız" ise yerine daha üretken biri getirilmeli. Nitelikli çalışmalar desteklenmeli ve fakat birşey ifade etmeyen yeniliği olmayan "veri tabanları" imha edilmelidir.

Tüm bu saptamalardan sonra yapılabilecek en anlamı şey, bu yazının amacına ulaştırılması için sizlerin katkılarıdır. Ne yapılabilir? Bilinçlenerek başlayabiliriz, çalışmalarımızın niteliğini arttırabilir, bu konudaki çekincelerimizi dile getirebiliriz. Özgün çalışmaların peşine düşmeliyiz. "Bir an önce yayın yapmalıyım" düşüncesini kafalardan atıp serbest bırakılmış beyinlerin üretkenliğinde devinmeliyiz. Acele etmeye gerek yok, biraz durup geri çekilip düşünmeliyiz. Gerçekten neyin peşindeyiz? Ağaçların arasında ilerlemeye öylesine kapılmışız ki ormanın aslında bir uçuruma gittiğini göremiyor olabiliriz. Boğulmamızın nedeni suya düşmüş olmamız değil hala orada bulunuyor oluşumuzdur.

Berker Fıçıcılar - Öğrenci - 25 Mayıs 2005

Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Teknolojinin Belirleyiciliğini Nasıl "Iskaladı"?

Tınaz Titiz

Otomasyon Dergisi, Ekim 1998, syf: 172-173


Bugün tüm bilimadamlarımız, düşünürlerimiz ve politikacılarımız, önemli saydıkları uğraşılarını bir yana bıraksalar, bütçe kaynaklarımızın tamamı, halen harcanmakta oldukları yerlere sarf edilmekten vazgeçilse; bununla da yetinilmeyip bizleri bizden daha iyi bilen yabancı uzmanlar -ki sayıları tahminimizden fazladır- davet edilse ve hepsine birden, "toplum yaşamının kalitesini belirleyen ana değişkenin teknoloji ve onun ikiz kardeşi olan rekabete dayalı girişimcilik olduğu gerçeği, hem Osmanlı, hem onun mirası üzerinde yeni bir devlet kuranlar, hem de şimdi yaşayanlarımız tarafından nasıl ıskalandı?.. Bu bir rastlantı mıdır yoksa başka neden(ler) mi vardır?" sorusunun cevabını bulma görevi verilip, kaynaklar da bu iş için ayrılsa...

Bu soruya bu denli önem verilmesi doğru mudur? Bence doğrudur, hatta daha fazla önem verilse daha da doğru olur; çünkü bu gerçek anlaşılmadığı sürece tüm kaynaklarımız boşuna harcanmaya devam edecek, boşa harcanmakla kalmayıp kendi başımıza yeni yeni sorunlar üretmemize yol açacaktır.

Altından, petrolden ya da filanca dış kaynaktan gelecek uzun vadeli dış krediden çok daha değerli olan zamanımızı, teknolojinin belirleyiciliğini idrak edip bu yolda çaba harcamak yerine, beşinci sınıf insanların beşinci sınıf tartışmalarına ayırma hastalığımız nasıl oldu da kültürel kodumuza işledi?

Osmanlıyı ilerleme devrinde "ileri", duraklama ve gerileme devirlerinde de "geri" bıraktıran öğenin, rakiplerimizin teknoloji alanındaki göreli durumu olduğu, gerek o zaman, gerek imparatorluk yıkıldıktan sonra, gerekse bugün nasıl olup da anlaşılamıyor? Yoksa anlaşılıyor da, gelişebilmenin başka yolları mı keşfedilmeye çalışılıyor?

Geri kalmışlığımızı bugüne kadar, üzerinde pek kafa yormadığımız kalıplarla açıklamaya çalıştık. Matbaanın benimsenmesindeki gecikme, kılıç kuvvetiyle sağlanan egemenlikler, dinin softalar elinde aldığı şeklin felsefe ve bilimi dışlaması ya da benzer "kalıp'lar... Acaba bunlar ne denli doğrudur, hepsi bu kadar mıdır, başkaları da var mı?

S.F. Markham, 1947 yılında yazdığı "İklimler ve Ulusların Enerjileri" (Climate and Energy of Nations-Oxford Univ. Press) adlı kitabında, antik medeniyetlerin daima 21 °C eşsıcaklık çizgisi üzerinde yer aldığını, ayrıca, kancalı kurt ve malarya'nın da toplumların enerjilerini belirleyici öğeler olduklarını göstermektedir.

1987 yılında Uppsala ACTA Üniversitesi'nde yapılan bir doktora çalışması, 1858-1976 arasında İsveç'te yapılan 49 önemli buluşun, bu ülkeyi bir buz çölünden endüstri ötesi ülke konumuna getirdiğini gösteriyor.

Alman bilimci E. Sachau, X. yüzyılın İslam dünyasında egemen olan düşüncenin bir dönüm noktası oluşturduğunu, El-Eş'ari ve Gazali bu düşünceye yeni bir yön vermemiş olsalardı, Arapların Galile'leri, Kepler'leri, Newtonian yetiştiren bir ulus olabileceklerini savunur (TEZ, Z., Ortaçağ islam Dünyasında Bilim ve Teknoloji). Acaba bu sav doğru mudur?

I. Dünya Savaşı sırasında başlıca enerji kaynağı ve ayrıca da Demir-Çelik sektörünün girdisi olan taşkömürü üretimini artırmak zorunda olan Almanya'da yapılan bir araştırma, kömür işçilerinin beslenmeleri ile üretim arasında bire bir ilişki olduğunu kanıtlamıştır.

1977'de Zonguldak'ta kömür işletmelerinde yapılan bir beslenme araştırması, çalışanların kötü beslendiklerini, ayrıca da çeşitli parazitler nedeniyle aldıkları besinlerden yararlanamadıklarını göstermiştir. Markham'ın bulguları bu etütle çakışmaktadır. Peki, kömür işçileri arasında yapılan bu araştırma tüm toplum içinde geçerli midir? Eğer geçerliyse genel bir "enerji yetmezliği" ile yaşaya geliyoruz demek değil midir?

Lozan Antlaşması'na konulan ve üzerinde hemen hiç tartışma olmayan bir madde ile 1929 yılına kadar, o günün ileri teknolojisi sayılan elektrik motoru ve benzeri donanımın gümrük ve vergilerinin belirli sınırları aşamayacağı (ve böylece yerli teknoloji üretiminin caydırılacağı) acaba kaç kişinin dikkatini çekmiştir?

İnsanların çoğunda ve özellikle okumuş kesimde mevcut olduğu neredeyse kesin olan "buluşçuluk antipatisi" nereden kaynaklanmaktadır? Kültürel kod'a işleyecek kadar etkili olan sebep(ler) nelerdir?

İş yaratmanın kaynağı olarak yeni yatırım yapmayı -ki kolay değildir- ve mevcut kamu kadrolarını şişirmeyi -ki çok kolaydır- icadedebilmiş olan yönetim elitimiz ve onların danışmanları, sonuçta ortaya çıkan "Kalabalık Kamu Kadroları" -"Düşük ücret" - "Düşük Nitelik" sarmalının sorumluları değiller midir?

Tüm sistemlerimiz ve onların işlerliğini sağlayacak olan mevzuatımız bu yarı cahil kadrolar tarafından yapıldığına göre, "buluşçuluk antipati-si"nin önemli bir nedeni "iş yaratamamak" olgusu değil midir?

Bu ve benzeri soruların cevaplarını kahve sohbetleri sırasında değil, en akıllı insanlarımızı, en güçlü kurumlarımızı seferber ederek aramak ve hastalığımıza yol açan nedenleri bulmak zorundayız.

Bu araştırmanın en kritik yanı, basma kalıp, kişilerin kendilerine "pek doğal" görünen şablonlara saplanmalarıdır. Bilimin tüm kuralları, bu araştırmanın hiç bir evresinde göz ardı edilmemelidir.

Bunlar yapılana kadar diğer alanlarda harcanacak çabaların neye hizmet edeceğini şimdiden bilmek mümkün görünmüyor?